Türk Çayı

‘’Selma, bugün çay demledim kendime. Evde yalnızdım. Çay demlendikten sonra bardak almak için dolabı açtım. İki bardak çektim, sana seslenecek gibi oldum. Seni toprağa geri vereli tam bir hafta oldu bugün. İstediğini aldırmaya çalışan, şımarık bir çocuk gibi ağladım. Seni istedim Yaratan’dan, birer bardak daha çay içebilelim karşılıklı diye. Hüngür hüngür ağladım. İtiraf edeyim hatun, sen öldüğünden beri ilk kez bugün ağladım. Bugün idrak edebildim gidişini, affet beni.’’

Bu pasaj, dergimizin ‘’Yazlıkçılar’’ tefrikasından. Bir çayın, bizim memlekette hatrı çoktur. Bir kahvenin hatrı kırk yıl kadarsa, çayın da bir o kadar vardır herhalde. Çay, dünyanın bazı bölgelerinde bir kültür haline gelse de aslında kahve kadar yaygın ve uluslararası bir içecek değil. İnanır mısınız, bizde de yakın geçmişe kadar pek de yaygın bir içecek değildi! Gelin Türk Çayı tarihine ufak bir göz atalım.

Aslına bakarsanız bizim büyük büyük dedelerimiz belki de hiç çay içmediler. Çayın Türkiye’de uzun süredir var olduğu bilgisi büyük bir yanlıştır. Çay, aslında Türkiye’ye büyük ölçüde cumhuriyet döneminde giriş yapıyor. Hatta günümüzde de faal olan kahvehanelerin adının sebebi de zamanında Anadolu coğrafyasında çayın değil, kahvenin çok tüketilmesidir. Osmanlı Devleti’nde çay tüketimi; devletin son zamanlarında, çoğunlukla yüksek zümrede ve gerçekten çok nadiren olurdu. O çaylar da Anadolu’da yetişmezdi. Çoğunlukla Hindistan’dan gelirdi. Cumhuriyet döneminde, bazı aksaklıklar sonucunda, 20. yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru (1950 civarı) çay Doğu Karadeniz’de çok seri bir şekilde üretilmeye başlandı ve başlayış o başlayış…

Üzülürüz, çay içeriz; seviniriz, çay içeriz; yoruluruz, çay içeriz; sabah kalkarız, çay içeriz.. Kutlasak da yas tutsak da o çayı içeriz. Çay artık bizim için bir duygu durum değerlendirmesi. Bir kafa dağıtma, kafa toplama iksiri. O iksir; olanla olacak arasında, geçmişle gelecek arasında şimdinin anahtarı, yoldaşı, sırdaşı. Dostlukların nişanesi, akşama çaya gelenlerin muhabbet yanındaki tek beklentisi… Çay artık bizim için bir hayat memat meselesi!

Bizim Karadeniz’imizde çay üretimi ilk olarak 1938’de küçük ölçekli olarak başladı. İlk kuru çay, o zaman üretildi. Yerli halk tadını çok beğenmiş olacak ki ilk çay fabrikasının kurulması da on seneyi bulmadı. 1947 yılında Rize’de kurulan ilk çay fabrikası, üretimine başladığından beri durmadı, yılmadı ve bizim bugünkü çay tiryakiliğimizin öncüsü oldu. 

Çay, nemli iklimlerde yetişebilen ve rakımı çok seven bir bitkidir. Eh tabii ki Anadolu’da yetiştirilmesi için de en mantıklı yer Doğu Karadeniz’dir. Belki de binlerce ailenin geçimini sağladığı, ter döktüğü çay bahçelerimizde yetişen siyah çayımızın diğer çay türlerinden farklı bazı özellikleri vardır. Doğu Karadeniz’de yetişen Türk Çayı, rahatlatıcı etkiye sahiptir ve günlük olarak sık içime uygun olduğu bir gerçektir. Sizin de mutlaka günde gerçekten çok fazla çay tüketen tanıdıklarınız vardır ve belki de bu kişi sizsinizdir ama korkmayın. Tabii ki her şeyin fazlası zarardır fakat bizim çayımız sık tüketime uygun bir çaydır. Çok kaliteli ve hafif sınıfında yer alan Türk Çayı’nı Türk Çayı yapan şey de bu özelliklerdir. 

Aynı zamanda Türkiye’de son yıllarda beyaz ve yeşil çay üretimi de yapılmaya başlandı fakat akıbetini henüz tahmin edemiyoruz. Ben bir tiryaki olarak siyah çayın yerini başka bir şeyin tutacağını pek zannetmeyen taraftayım. 

Çayı, en çok biz tüketiyoruz fakat en fazla biz üretmiyoruz. Buna rağmen Türkiye çay üretiminde ilk 10 ülkenin içerisinde yer alıyor. Bu bilgiyi de vermeden geçemezdim çünkü gerçekten çay tüketiminde en yakın rakibimize bile çok büyük bir fark atmış durumdayız. Neyse canım çekti, ben gidip bi’ çay demleyeyim. 

Cumhuriyet döneminin getirdiği pozitif bilimlerin, araştırma geliştirme çalışmalarının en büyük nimetlerinden biri Türk Çayı’dır. Her neyse, sıcak havalarda çay pek tüketilmiyor fakat kışın dostlarla içilen bir bardak çayın verdiği sıcaklığı da hiçbir şey kolay kolay veremiyor. 

Afiyet olsun!